16 Mayıs 2010 Pazar

Aşk dediğin öyle bir şeydir ki

Aşk dediğin öyle bir şeydir ki
kimi tek gülüşle abad olur
Pervane gibi ateşe gider kimi
yar yolunda bitap düşer, harap olur
Kimse bilmez aslında aşk nedir, neye benzer?
Bir zaman gelir, yar yüzünde ayan olur.

Rab yazar, kul sezer, kul anlar
idrakında yar kucağı mabed olur
Mabedinden yoksun dua, yoksul dil
söz söyleyecek olsa yalan olur

Aşk dillendirir, aşık suküt eder
sinede beslenen hep olgun olur
Sevda tez tüketilmez bilesin
yoksa gönlün sonu viran olur

Aşk kayıp değildir, bulduğunu sanma
senin olmayan bir an gider, hüsran olur
O sana geldi mi de sakla mahreminde
El değer, dil kırar, hazan olur

Her derdin bir dermanı var ise
bu gönlün yarası o dilrüba olur
bir nazarında gizlidir bütün alem
Eriştim mi bir kez, ruh ram olur
Kalp meyletmez başka bahara
ederse akan kanı ziyan olur

Fatih Çelik / 16.05.2010 / İstanbul

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Kariyer, özgürlük, uçmak ve düşmek / Up in the Air

Yorgun argın eve kendini zor attığın zamanlar olur ya sevgili okuyucu, bu akşam benim için öyleydi işte. Gün boyu zihnin tükettiği bedenimi bilgisayar karşısına, düşüncelerden usanmış halde bıraktığımda yapmak istediğim tek şey film izlemekti. Film izlemenin insanı aptallaştırması, daha doğrusu beynin işlevini minimuma indirmesi ihtiyacıydı böyle olmamın nedeni. Baktımki izlenmeyi bekleyenler listesinde adını çok kez duyduğum Up in the Air var, bıraktım kendimi sinemanın dayanılmaz çekiciliğine.

Bu film kimlere hitap eder? Eğer bir devlet dairesinde çalışıyorsanız ya da masa başı bir işiniz varsa, olabildiği kadar stabil bir hayat sürüyor, ev, araba planları yapıyorsanız, yeni mobilyalar, mutfak, cicili bicili yeni dekorasyon malzemeleri arıyorsanız, evliliği, çoluğa çocuğa karışmayı çok yakın görüyorsanız, üzgünüm, bu film sizin için değil. Zevk almayacağınız için değil, yeteri kadar üzülemeyeceğiniz için.

Ryan (George Clooney) insanları kovmak için şehir şehir dolaşan bir nevi İnsan Kaynakları uzmanıdır [gerçi tanım olarak tam tersi oluyor] ve hayatından bir kesiti bizimle paylaşıyor. Filmin üzmek, "bak benim hayatım böyle, sen sakın yapma" demek, mesaj vermek gibi bir derdi yok. Sonu ile zaten böyle bir amacı olmadığını da gösteriyor ama ister istemez üzülüyorsunuz naifçe.

Ryan, bir taraftan da boş bir sırt çantası ile sunumlar yapıyor. Özgür olmanın sırtımızda taşıdığımız yük ile ters orantılı olduğunu anlatıyor. Ne kadar çok yük taşırsak o kadar özgürlüğümüzden feragat ettiğimizi söylüyor. Tabi burada yükten kasıt evimiz, arabamız, borçlarımız, arkadaşlarımız, sevdiğimiz insanlar, vs... olduğunu söylüyor. Film boyunca görüyoruzki Ryan bir kuş kadar özgür(!), hiç bir yere bağı yok, ama bu derece özgürlük mutluluk getirir mi? Film soruyor ama cevap...izleyici de bitiyor.

Filmin hoşuma giden kısımları daha çok günümüz gençlikten olgunluğa geçenlerin (25 - 35 yaş diyelim biz ona :) ) düşüncelerine, özellikle bol seyahat edenlere, henüz bir şeye ya da bir yere bağlanamamış olanlara, yerleşik hayal kuramayanlara tercüman olması, ortalama üstü bir hayat sürüp, sürdüğü hayatı tanımlayamamış olanlara tercüman olması. Daha doğrusu onların sorularını elinden geldiğince sormaya çalışıyor.

İzlemesi keyifli ve yukarıda bahsettiğim kişilerin daha çok hoşuna gidebilecek bir film. İzlemek isterseniz, iyi eğlenceler.

http://www.filmarasi.com/Movie.aspx?ID=565321

2 Mayıs 2010 Pazar

90'lar gibisi var mı?

Akşam akşam elmailearmut.com'da 90'ların şarkılarının karşılaştırıldığını görüp mutlu oldum, hem de ne mutluluk saatlerce neynanına, yekke yekke mua deyip kendimden geçtim. buyurun siz de geçin, geçmişin tadını çıkarın