13 Mayıs 2012 Pazar
The Unknown artist
Ah be çocuk! Uzunca bir romanın ortasında bir yerde kaldığın yeri kaybedersin ya, bir anlık gafletinle kayıverir yapraklar ellerinden, kitap kapanı verir kucağına, küfür kıyamet sayfaları karıştırırsın tekrardan, geçtiğin sayfaları, okuduğun hikayeleri tekrardan okursun, "işte buradaydım" diyene kadar söylenirsin ya, öyle değil miyiz biz de şu anda?
İnsan, hayat denen romana bir kitap aralığı takamıyor ki, şimdi şu anda hangi sayfada, ne kadarını okudu, ne kadarı kaldı bilemiyor ki. Her gün mazi gözünde canlanmıyor mu, kaldığın yeri hatırlatırcasına? Ah be çocuk! ne kadar yaşarsan o kadar çoğalıyor tekrarlar.
Bir filmden çok tiyatroya benziyor hayat, geriye alıp tekrardan yaşayamıyorsun hafızanda yer etmiş hatıraları. Bir yerden sonra zamanında kötü olan anılar da gülümsetiyor, özletiyor güzel olanlar kadar. Yaşanmış bir anı değişemiyorsun başka bir anla, hep başa dönme özlemi, hep gidene hasretiz.
Ah be çocuk! Tam şu anda okuyorsun bu satırları ama az sonra unutacaksın yine kaldığın yeri.
8 Mayıs 2012 Salı
The Unknown track
Ateş-tenim dokunma sevgili, dudaklarımda zehr-i saadetin. Korkmaya alışmışım çocukluktan, üç harflilerden, bozulur diye mutlu olmaktan, göz yaşına döner diye kahkahalar, ben tahtaya vururum, kendi saçımı kendim çekerim. Aşk da üç harflidir, dokunma sevgili.
Ne çok duvar var, ne çok mani. Bu topraklar mıdır ki bize hüznü sevdiren? Toprak her can verdiğine şükrü öğretirdi bir zamanlar, sahip olunanla mutlu olmayı. Çok mu şehirli olduk, toprağa - dokunmak artık kirlenmek değil de ne?
Ah be çocuk, korkuyorum anlatamamaktan. Bir yerden sonra insan idareyi korkularına devrediyor. Çok sık olmuyor güzel şeyler, ya da göz görmüyor kirliliğin kalabalığında. Nadir olandan korkuyor insan, sahiplenmekten, sevmekten. Ve bir gün kaybetmekten. Elinden bir kez kayıp düşürmene bakar bardağın kırılması. Ah be çocuk, korkuyorum sana kanmaktan.
Ateş-tenim dokunma sevgili, dilimde zehri sözcüklerin.
3 Mayıs 2012 Perşembe
Yarım yarım
Kelimeler kırık döküktür kimi zaman
ne kadar bir araya getirmeye uğraşırsan uğraş, en az bir parçası eksik kalır
yarım yarım konuşuruz
yarım yarım anlaşırız
zaman çabuk çabuk geçiyor monna;
saat on ikidir,söndü lambalar.
uyu da turnalar gelsin rüyana,
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
zaman çabuk çabuk geçiyor monna.
- Sezai Karakoç / Mona Rosaa -
ne kadar bir araya getirmeye uğraşırsan uğraş, en az bir parçası eksik kalır
yarım yarım konuşuruz
yarım yarım anlaşırız
zaman çabuk çabuk geçiyor monna;
saat on ikidir,söndü lambalar.
uyu da turnalar gelsin rüyana,
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
zaman çabuk çabuk geçiyor monna.
- Sezai Karakoç / Mona Rosaa -
29 Nisan 2012 Pazar
Hayat döngüsü: Umut
Ümit nedir? Umut etmek?
Sahip olmadığınız bir anı istemek, var olmayan bir şeyin varlığı için yalvarmak, belki de hiç olmayacak bir şey için beklemek değil midir?
Çocuklar asla umut etmezler, ne istediklerini bilirler ve ağlarlar, elde edene kadar ağlarlar, başaramazlarsa da unutur giderler. Bir şey ya vardır ya yoktur.
Gençler umut etmeye başlarlar, büyümeyi umut ederler, büyük adam olup üne kavuşmayı, çok para kazanmayı, saygı görmeyi, herkesin hayranlığını kazanmayı umut ederler, gelecekten beklerler her şeyi, henüz olmayandan, güçtür onlar için umut, ne kadar umut ederlerse o kadar yenilmezdirler. Henüz hiç bir şey yoktur ama her şey bir gün mutlaka olacaktır.
Cahit Sıtkı'nın ömrü gibi yarıya vurdu mu zaman, umut umutsuzluğun adıyla anılmaya başlar artık. Umudunuzla yargılanırsınız, bütün gerçekliğini yitirmiştir gelecek ve ne kadar olmayana bel bağlamışsanız o kadar kaybetmektesinizdir. Ama henüz gerçek fethetmemiştir bütün kalelerinizi. İçinizde bir ateş yanmaya devam etmekte, rüzgara karşı dayanmaktadır. "Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim"dir özet.
Yaşlılık... tekrardan çocukluğa dönüş... çocukluğun bilgili hali... umut edecek bir şey kalmamıştır artık. Saf ve katıksız gerçeklik, zihnin galibiyeti ve yok olmanın bilinçli eşiğine gelinmiştir artık. Ardında bırakmıştır her şeyi, umutlarını, yaşadıklarını ve yaşayamadıklarını, ömür anılardan ibarettir anlatılmayı bekleyen. Yitirilmiş ya da kazanılmıştır bütün savaşlar ve artık meydanlardan çekilme vaktidir. Umut edenleri gördükçe "Genç işte" diyerek gülümsemek ve anımsamaktır geçmişi.
Hayat, her zaman olduğu gibi tekrardan başa dönmektir. Başladığın yere...
Ümit güzel şeydir, gençliktir, aldanmaktır bile bile...
Sahip olmadığınız bir anı istemek, var olmayan bir şeyin varlığı için yalvarmak, belki de hiç olmayacak bir şey için beklemek değil midir?
Çocuklar asla umut etmezler, ne istediklerini bilirler ve ağlarlar, elde edene kadar ağlarlar, başaramazlarsa da unutur giderler. Bir şey ya vardır ya yoktur.
Gençler umut etmeye başlarlar, büyümeyi umut ederler, büyük adam olup üne kavuşmayı, çok para kazanmayı, saygı görmeyi, herkesin hayranlığını kazanmayı umut ederler, gelecekten beklerler her şeyi, henüz olmayandan, güçtür onlar için umut, ne kadar umut ederlerse o kadar yenilmezdirler. Henüz hiç bir şey yoktur ama her şey bir gün mutlaka olacaktır.
Cahit Sıtkı'nın ömrü gibi yarıya vurdu mu zaman, umut umutsuzluğun adıyla anılmaya başlar artık. Umudunuzla yargılanırsınız, bütün gerçekliğini yitirmiştir gelecek ve ne kadar olmayana bel bağlamışsanız o kadar kaybetmektesinizdir. Ama henüz gerçek fethetmemiştir bütün kalelerinizi. İçinizde bir ateş yanmaya devam etmekte, rüzgara karşı dayanmaktadır. "Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim"dir özet.
Yaşlılık... tekrardan çocukluğa dönüş... çocukluğun bilgili hali... umut edecek bir şey kalmamıştır artık. Saf ve katıksız gerçeklik, zihnin galibiyeti ve yok olmanın bilinçli eşiğine gelinmiştir artık. Ardında bırakmıştır her şeyi, umutlarını, yaşadıklarını ve yaşayamadıklarını, ömür anılardan ibarettir anlatılmayı bekleyen. Yitirilmiş ya da kazanılmıştır bütün savaşlar ve artık meydanlardan çekilme vaktidir. Umut edenleri gördükçe "Genç işte" diyerek gülümsemek ve anımsamaktır geçmişi.
Hayat, her zaman olduğu gibi tekrardan başa dönmektir. Başladığın yere...
Ümit güzel şeydir, gençliktir, aldanmaktır bile bile...
24 Nisan 2012 Salı
Olur olmaz
İnsan bazen kendini yenilmez hisseder, her şeyi vardır, gücü kuvveti hiç olmadığı kadar yerindedir, Tanrıcılık oynar farkında olmadan, çok çok uzak geleceğe dair planlar yapar, denklemler kurar, cüz-i irade fikri ele geçirir, herkesin kendini yenilmez hissettiği bir an vardır.
Ama hayat...
Sadece tek bir şeyi değiştirir...
ve her şey allak bullak olur...
insan, her şeyi değiştirebileceğine inanan o garip varlık bir anda hisseder gücü... ve güçsüzlüğünü...
Arabayı ne zaman çok iyi kullandığımı düşündüysem ardından mutlaka ufak tefek kazalar geçirdim. Artık trafiğin yalnızca benim iyi olup olmamamla ilgili olmadığını anladım. Yola çıktıktan sonra önemli olan sağ salim geri dönebilmekti.
Hayatın o müthiş çarkları olurunuzu olmaza, olmazınızı olura çevirmeye o kadar heveslidirki sizin payınıza düşen her zaman neticeyi kabullenmekten öteye gitmez.
Kabullenmek keyif almanın ilk basamağıdır.
Ama hayat...
Sadece tek bir şeyi değiştirir...
ve her şey allak bullak olur...
insan, her şeyi değiştirebileceğine inanan o garip varlık bir anda hisseder gücü... ve güçsüzlüğünü...
Arabayı ne zaman çok iyi kullandığımı düşündüysem ardından mutlaka ufak tefek kazalar geçirdim. Artık trafiğin yalnızca benim iyi olup olmamamla ilgili olmadığını anladım. Yola çıktıktan sonra önemli olan sağ salim geri dönebilmekti.
Hayatın o müthiş çarkları olurunuzu olmaza, olmazınızı olura çevirmeye o kadar heveslidirki sizin payınıza düşen her zaman neticeyi kabullenmekten öteye gitmez.
Kabullenmek keyif almanın ilk basamağıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


