31 Ocak 2014 Cuma

Sözü uzatmadan...

"Her gün, ilham gelsin veya gelmesin yirmi satir yaziniz." demiş Stendhal, bloğuma yazamasam da defterime (Defter de değil aslında nereden geldiğini bilmediğim ama bir şekilde elime ulaşmış, kalemimin fedaisi olmuş o güzel, vefakar, deri kaplı Terra İlaç San. Tic. A.Ş.'nin ajandası, kesin Süleyman getirmiştir :)) karalıyorum ara ara. Bazen güzel şeyler çıkıp ilhamın kendisi de olabiliyor yazılanlar, bazen de cümle mezarlığında yatan merhumların arasına katılıyorlar. "Sözü uzatmadan" demek de istemiyorum yazdıklarıma geçmeden, çünkü ne zaman biri sözü uzatmamaya kalksa söz uzar gider. Buyurun efendim;


Sensizliğin duru halidir kar 
Adımlarım hep küçüktür seni düşlerken 
Ayaklarım huzursuzca kayar 
Ve aklımdasındır düşerken yere 
Ellerim tutunmaya seni arar 

FC - 2013



Üst üste konulmuş kağıtlar gibiyiz
Bunca zaman mürekkebin
Akmasını beklemiş gibiyiz

FC - 2013


En sevdiğim şarkıda kırılır sesim
Parmaklarımın ucunda söner sigaram
Yalnızlık en mahrem yeridir sessizliğin
Başlar konuşmaya, gözlerini hatırlatarak

FC - 2014


8 Aralık 2013 Pazar

Şehr-i Sükun



İki sokağın buluşması gibi bir köşe başında
Yağmurun damla damla düşmesi gibi toprağa
Kavuşsun ellerimiz ve dudaklarımız
Değsin birbirine yavaş yavaş
İki denizin buluşması gibi bir şehrin yalnızlığında

7 Ekim 2013 Pazartesi

Eller

Bir an gelir soğuk işlemez tene, kış bastırır, ayaz keser, ellerim direnir rüzgara...

Bir el, tutar bütün korkularımı, atıverir rüyalarımdan; bir el, sıcak mı sıcak; bir el, çocukluk masallarımdan fırlamış gibi; bir el, sımsıkı tutuverir ellerimi.

Bir mahkum, adı okunduğunda nasıl koşarsa özgürlüğe; bir kuş, kafesin kapağı açıldığında nasıl çırparsa kanatlarını; toprak, susuzluktan kırılırken nasıl içerse yağan yağmuru; bir çiçek, yüzünü nasıl dönerse güneşi görür görmez... öyle uzatırım ellerimi... ellerine...

Gece gibi sarıverir, gündüz gibi aydınlatır, söz yetmez de şiirlere sığını verir, gözden dolar gönülden taşar, yazmaya kalksan dimağa ağır gelir, mihrabıdır dilin, sükutudur kalemin; nefesim öyle derin tutulur değdiği anda, geçmiş ile geleceğin ortasında, titrek bir mum gibi çaresiz, bırakıverir kendini ellerim, ellerinin semahında.

Hep bir dokunuş ile başlardı sevmek, anne çocuğuna ilk dokunduğunda doğururdu sevgisini ve Tanrı secdede dokunurdu kullarına.

Ellerim ellerine değdiği an, secde etmişiz inandığımız Tanrı'ya.


25 Ağustos 2013 Pazar

Sihirli değnek

Çok şey yazdım aşka dair, defter defter üstüne tükettim. Bir kalem, bir kalemtraşla başlardı hep yazmak özlemi, kalem tükendikçe tükenirdi bütün hevesler, kalemtraş tükettikçe artardı aşığın heyecanı, ben de önce kalemtraş olup tükettim zahiri hevesimi, geriye heyecanı kaldı bir tek, özü.

Çok kelimeli cümlelerin kalabalığı ezdi geçti aşkın şiirselliğini, bazen sessizlikti oysa sevmek ve bazen bir dokunuştan ibaretti kitaplar dolusu anlatının karşılığı. Anlatmak isterken sevgimizi, anlatamamanın gayreti içindeydik çoğu zaman.

İnsanoğlu hayal kurmayı severdi, nefsin yaratmaya meyliydi çünkü ama olduramazdık "göz" kelimesinden bir çift gözü.

Ki aşk dediğin, Yaratıcının sihirli değneğiydi. Ansızın gelip dokunup gözlerini ayıramadığın bir çift göz getirirdi.

7 Temmuz 2013 Pazar

Yan!

Orman değil çocuk, ağaçlar yanar bir bir
tutuşmasına bakar bir dalın hepi topu
bir şimşeğin düşmesine

İnsanlara bakıp da orman sanma çocuk
yanarken tek başınasındır
yangın söndüğünde, yandığın kadar orman

yanmaktan
korkma
çocuk!