- Ophelia -
Anlatamam
karşımda öylece duruyorken
sözlerim korkunun esiridir
kalkıp giderken bıraktığın boşluğun
Anlatamam
bakıyorken derinliğine
Sensizliğin ve sonsuzluğun
- İsimsiz -
Yağmur gibi dökülürüm inceden inceye
sızarım kendi oluklarımdan
ve parmaklarımdan başlarım üşümeye
Bir söz, bir hece bekler gibi gözlerin
başladığında şehrin ışıklarını süzmeye
inceden inceye sızarım kendi sokaklarımdan.
- Gidelim -
Kalk gidelim kardeşim
Unutsun bu sokaklar adlarımızı
var olmamışçasına.
Ayağımız değdi diye
müsebbibi değiliz kırık kaldırımların.
Gidelim
Yeni bir nehir, yeni bir toprak, yeni bir gök
bulalım
O sokaklarda yürümek yordu bizi
incitti dostluk namına bildiklerimizi
giden gitti
giden gitti
eksildi lügatımızdan sözcükler.
- İsimsiz -
Bir saklı düştü adın
onca yıl aklımda kalan
ve suskun bir hüzün
gözlerinde ışıldayan
Kimi zaman bir bardak su
derin bir nefes kimi zaman
Gitmiştin
daha geldiğini anlamadan.
- Dediler -
Dediler ki
Toprak kurur, dal kurur, dil kurur
Dil söyler, gün gelir kulak unutur
Kelimelerin dinsizliği bu yüzden
Tanrı söyler, kitap söyler, kul unutur.
Dediler ki
gitmek için geleni tutamazsın
zehir olur kelimelerin yutamazsın
kılçık gibi batar derinin en taze yerine
bir kez girdi mi bir daha çıkaramazsın.
- İsimsiz -
"İstanbul" derim her aklıma geldiğinde
bir çift sözün asiliğiyle haykırırım
ismini yazarım duvarlara, devrim sözcükleriyle
kayıp bir nesli gözlerinde ararım.
Yeşil toprakların, yeşil korkusudur bir de
Siyah fötr şapkaların kanattığı sözcükler
bilmezsin, her rengin sonu kırmızıdır bu şehirde
ben söze, sen bana, İstanbul bize küser.
- Bir tek -
Gözlerindeki hüznün yerine koyayım istedim kendimi
içimdeki insan acısın biraz da
Olmadı, yapamadım
gözlerindeki hüzne acımaya başladım.
Ellerini tutayım dedim uzaklarda olsam da
yükün ağır gelmesin istedim
sanki bir olmuştu avuçlarınla
nasıl söylenir bilemedim.
Oysa bir tek, gülmeni istedim.
- Kaldırım -
Başını kollarının arasına gömmüştü
saçları darmadağınıktı
gözleri görmekten yorulmuştu
kapalıydı
bir kaldırımın üzerinde oturuyordu
sabahtan başlıyordu gözlerini kapamaya
sanki
bu haliyle doğmuştu.
Farklıydı
mendil aynı mendildi önündeki
bu sessizliği de görmüştüm daha önceleri
çaresizliğiydi farklı olan
suskunluğu yaklaştığımda büyüyordu
ben yaklaştıkça
olduğu yerde küçülüyordu
Sanki utanıyordu
oturduğu kaldırımdan
- Derinlik -
Derin bir boşluktan fazlası değilim bu gece
yakın değilim hiç bir yere
bir bulmacanın içerisindeyim sanki
sonunda kendimi tamamlayacağım
ama aşina değilim hiç bir söze.
Durdurun beynimi
düşündükçe
uzaklaşıyorum her şeye
4 Eylül 2016 Pazar
28 Şubat 2016 Pazar
Ömrümün Baharı
İnsanın hayatında karşılaşabileceği ve "hayatımın dönüm noktası" diyebileceği hepi topu üç beş an vardır. Hayat garip, hayat sürprizlerle dolu. O anlardan birine denk geldiğinizde tartışılmayacak bir netlikte kaderin size özel tasarladığı bu muhteşemliği fark edersiniz. Dün ile yarını, az önce ile az sonrayı birbirinden keskin hatlar ile ayırır, sizi başka bir insana dönüştürmeye başlar o anda.
Benim hayatımı öncesinden daha değerli hale getiren an, gözlerini bir fotoğrafta gördüğüm o andır. Bir büyü, bir efsun gibi kendisine hapis eden, yaratılmışlığın güzelliğinin Yaratanı tarif edişinin, bir arzunun ve özlemin gözlerimden sızıp başka bir gözde can buluşunun fotoğrafı. Aklıma kazınan, uykularımı kaçıran, fikrim olan, dilime dolanan ismin gülümsediği fotoğraf. 18 Kasım 2012, Pazar.
Hatıraları yaratan ve yaşatanlardır ömrümüzdeki söz sahipleri. Bir fotoğrafla yaralanmanın sonrasında gönlün derman arayışı; tekrar tekrar yaralanma isteğidir de aslında. O eşsiz bakışlar, elime kalem, kağıt aldıran, en güzel ve en anlamlı şiirlerimi yazdırıp sonrasında sahiplenen bir güzelin merhem oluşudur kalbime. Bana, geçmişime ve geleceğime sahip çıkışı ve ellerimi sımsıkı tutuşudur gönlümü dindiren. Kusurlarımı işaret etmeden, sessizce kapatıp kulağıma sevgisini fısıldayışı, düştüğümü sandığım ve aklıma gelen tek şeyin o olduğu bir anda "Korkma, seninleyim" deyişi ve düşmenin önemini yitirişidir asıl sevgi.
Bir fotoğrafla karşıma çıkan; her gün gözümü ilk açtığımda gördüğüm ve gözümü dünyaya kapatmadan son kez bakmak isteyeceğim yegane güzelliktir gözleri. Her gün, her saat ve her an sevgimi haykırsam yetersiz kalacağından eminim.
Benim hayatımı öncesinden daha değerli hale getiren diğer an, ilkinin hediyesi olan bir küçük kalp atışıdır. Kalbimi yerinden fırlatmaya meyletmiş bir mucize. Kızım. İnsan bazen neden var olduğunu sorgular ya, benim cevabım artık belli. Her şeyiyle annesine benzesin isterim, o gün geldiğinde seveceği kişinin mucizesi olsun isterim.
24 Ocak 2016 Pazar
27 Eylül 2015 Pazar
Gönlümüzdeki Sevda
Babamdan dinlediğim bir hikayeyi aktarmak istiyorum, ki üzerimde kalmasın.
Çocukluğumu yaşadığım Kırıkkale'de geçiyor anlatılanlar. 80 dönemleri, muhtemelen ilk bebeklik yıllarım. Darbe olmuş bitmiş ve akabinde yeni bir dönem başlamış. Memleket Özal iktidarı ile farklı bir ekonomik yaklaşımla yönetiliyor. Çok geçmeden de parayı ellerinde tutanlardan ardı ardına yolsuzluk skandallarının haberleri gelmeye başlıyor. O zamanlar yolsuzluk yapılsa da en azından beraberinde haberleri de yapıldığından millet olandan bitenden haberdar.
Bir Cuma günü merkezde Kaletepe yakınlarında bir camiye gidiyor babam. Maksat vazifeyi yerine getirmek. Caminin hocasının adını hatırlamıyor ama söylediklerini bugün söylemiş gibi aklına kazımış. O dönemlerde merkezi hutbe yok şimdiki gibi, imamlar söyleyeceklerinde daha özgür.
Hoca çıkıyor hutbeye ve içinde aşağıda anlatılanların geçtiği sözleri söylemeye başlıyor
"Ey Cemaat-i müslimin!" diye başlıyor hutbesine
"Bugün yaşadıklarımız dünyanın başka bir yerinde olsa yer yerinden oynardı. Yapılan yolsuzluklarla tüyü bitmemiş yetimin hakkı yeniyor ama hiçbirimizin gıkı çıkmıyor!"
Sonra kaldırıyor kolunu ve işaret parmağı ile cemaatin içinden rastgele insanları işaret etmeye başlıyor
"Sen, sen, sen... Diyorsun ki içinden 'benim de elimde fırsat olsa ben de aynısını yapardım', 'bal tutan parmağını yalar' diyorsun"
"Ey Cemaat! Kendimizi kandırmayalım. Ben de dahil olmak üzere hepimizin gönlünde aynı sevda var."
Duyduğum en doğru ve en samimi cümleler oldu bunlar. Bunca zaman geçmiş olmasına rağmen cümlelerin tazeliği, sevdanın büyük bir aşkla sürdüğünün göstergesi.
Çocukluğumu yaşadığım Kırıkkale'de geçiyor anlatılanlar. 80 dönemleri, muhtemelen ilk bebeklik yıllarım. Darbe olmuş bitmiş ve akabinde yeni bir dönem başlamış. Memleket Özal iktidarı ile farklı bir ekonomik yaklaşımla yönetiliyor. Çok geçmeden de parayı ellerinde tutanlardan ardı ardına yolsuzluk skandallarının haberleri gelmeye başlıyor. O zamanlar yolsuzluk yapılsa da en azından beraberinde haberleri de yapıldığından millet olandan bitenden haberdar.
Bir Cuma günü merkezde Kaletepe yakınlarında bir camiye gidiyor babam. Maksat vazifeyi yerine getirmek. Caminin hocasının adını hatırlamıyor ama söylediklerini bugün söylemiş gibi aklına kazımış. O dönemlerde merkezi hutbe yok şimdiki gibi, imamlar söyleyeceklerinde daha özgür.
Hoca çıkıyor hutbeye ve içinde aşağıda anlatılanların geçtiği sözleri söylemeye başlıyor
"Ey Cemaat-i müslimin!" diye başlıyor hutbesine
"Bugün yaşadıklarımız dünyanın başka bir yerinde olsa yer yerinden oynardı. Yapılan yolsuzluklarla tüyü bitmemiş yetimin hakkı yeniyor ama hiçbirimizin gıkı çıkmıyor!"
Sonra kaldırıyor kolunu ve işaret parmağı ile cemaatin içinden rastgele insanları işaret etmeye başlıyor
"Sen, sen, sen... Diyorsun ki içinden 'benim de elimde fırsat olsa ben de aynısını yapardım', 'bal tutan parmağını yalar' diyorsun"
"Ey Cemaat! Kendimizi kandırmayalım. Ben de dahil olmak üzere hepimizin gönlünde aynı sevda var."
Duyduğum en doğru ve en samimi cümleler oldu bunlar. Bunca zaman geçmiş olmasına rağmen cümlelerin tazeliği, sevdanın büyük bir aşkla sürdüğünün göstergesi.
10 Temmuz 2015 Cuma
Gözyaşlarının anlattıkları
Kim bilir neler geldi de aklına
dökülüverdi gözlerinden, sessizce,
iki damla yaş
Kabullenmek almıyor bilmenin yükünü
Saçlarını okşar gibi yitirdiklerinin
uzandı elin sildi kirpiklerinden başlayarak.
Ah! diyorsun sanki dalıp giderken maziye
Zamanı geriye çevirmek değil dileğin
hızlıca sarmak ileriye
Yavrunu verdin ya anasının koynuna
seninki artık memleket hasreti.
dökülüverdi gözlerinden, sessizce,
iki damla yaş
Kabullenmek almıyor bilmenin yükünü
Saçlarını okşar gibi yitirdiklerinin
uzandı elin sildi kirpiklerinden başlayarak.
Ah! diyorsun sanki dalıp giderken maziye
Zamanı geriye çevirmek değil dileğin
hızlıca sarmak ileriye
Yavrunu verdin ya anasının koynuna
seninki artık memleket hasreti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)