Havalar güzel, güneş açmış, umutlar; kapımızda yüzünü gösteren bahar kadar taze, bu memleketin insanları alışmış olsa gerek adaletsizliğe, ki hala umutla sokaklarda yürüyorlar. Son zamanlarda yaşananlara ve öncesine dair bir vatandaşın küçük bir serzenişi olacak bu yazım.
Bugün Can Dündar'ın bir yazısını okudum, özetle diyor ki "bu memlekette yalan çok". Etrafımdaki insanlara hep şunu söylerim "Eğer ki bir kurumda aynı fikirdeki insanların çoğunluğu yüksek ise oradan adalet beklemeyin".
Sol ya da sağ kesim farketmez, ne zaman bu memlekette kurumlara aynı fikirde insanları yığdılar, o zaman ortalığı pislik götürmeye başladı. Herkesin kendince haklı nedenleri vardı ve hiç kimse suçlu değildi. Yapılan bütün yanlışlar sümen altı edildi, doğrular farklı fikirli insanlarca dile getirildiğinde yok sayıldılar. Sol ya da sağ kesim farketmez, Başta Anayasa Mahkemesinde, sonra TSK'da CHP çoğunluğu olduğu dönemlerde, yakın zamanda AKP sandığımız ama sonradan AKP tarafından oralara getirilen Cemaat olduğunu anladığımız Emniyet ve Adli kurumlarda fikir ortaklığının ne kadar tehlikeli olduğunu görüyoruz. Ortak fikir, maalesef Din'den nemalansa da Din dışı olarak cerayan ediyor ve kötü tarafı aksini iddia ettiğinizde de aforoz ediliyorsunuz. Demem o ki, kökeni ne olursa olsun ortak fikir bu memleketin en tehlikeli problemidir.
Sadece kurumlara indirgemek de esasen benim yanlışım olur. Çünkü büyük problemlerimizden biri de Halk'ın ne zaman nerede patlayacağı belli olmayan hassas bir bomba olması. Bizim memleket kola şişesi gibidir, biraz sallarsanız çok rahat etrafı kirletebilirsiniz (Sivas, Maraş, Sağ/Sol Kavgaları, vs...). Saf'lık demek biraz saf'lık olur, cehalet bu tanıma cuk oturuyor çünkü. Kimisinin ki okumuş/cilalanmış/ikna edici cehalet, kimisinin ki saf/kolay kandırılır cehalet. Cehalet ve cehaleti kullanan fikir halk çoğunluğuna ve yahut güçlü çoğunluğa sahip olduğu zaman Allah sonumuzu hayır getirsin.
Bunca zaman oldu yaşım ilerledi, gördüklerimden de duyduklarımdan da usandım. Aynı filmi tekrar tekrar izleyip de her seferinde ilk kez izliyormuş gibi heyecanlanmaktan da yoruldum. Bu memlekette her ne olursa olsun yapanın yanına kar kalıyor olması yıpratıyor beni. "Farklı fikirlerde, farklı kültürlerde, farklı dillerde ve dinlerde medeniyetler beşiğiyiz" yalanına artık kendi adıma kanmıyorum. Bir beşikteyiz doğru, ancak uyutulduğumuz ve kendi irademizle uyuduğumuz gerçeğini atlamamız gerekiyor.
Ne zaman fikir çoğunluğu yerini başka bir fikrin çoğunluğuna bıraksa memlekette "intikam" rüzgarları esmeye başlıyor. Gelen gidene hain muamelesi yapıyor, keza o fikri paylaşanlara da. Bir dönem Başörtüsünü savunanlar irticacı/geri kafalı/kandırılan ahmaklar/beyni yıkananlar/ idi, şimdilerde savunmayanlar özgürlük düşmanı/bölücü/anti demokrat/ oldular. "Yahu kimsenin vicdanı yok mu bu memlekette?" demek geliyor içimden, nasıl oluyor da fikirlerinizi kusursuz addedebiliyorsunuz? Her iki fikrin de yanlış olabileceğini düşünmüyorsunuz? Ve neden fikir çoğunluğunun liderleri Kara'ya Ak derken, yanlışlığını bilenler "O öyle değil Başkan!" diyemiyor? İşte bu yüzden ben bu memlekette siyasetten ve seçimlerden korkuyorum, çünkü bu memleket "Türklüğü" ve "Cesareti" ile övünürken aslında korkaklığını bastırmaya çalışıyor. Allah'a "iman" ederken Lider'lerinden ve Lider'lerinin yapabileceklerinden korkuyorlar, bu da silsileli olarak vatandaşa kadar iniyor, imam osurduğunda cemaat'e de sıçmak düşüyor çünkü.
Ben nasıl bir memleket görmek istiyorum diye düşünüyorum zaman zaman, bir kısmı şöyle:
1. İnsanların inandıkları fikri kusursuz olarak görmediği bir memleket istiyorum.
2. İnsanların hatalı olduklarını kabul ettikleri bir memleket istiyorum.
3. Vatandaşların Siyasi Liderlere "iman etmedikleri" bir memleket istiyorum.
4. Komşunun komşuya farklı fikirlerde/dinlerde/ırklarda diye hakaret etmediği bir memleket istiyorum.
5. Hükumetlerin Muhalefetleri yok saymadığı bir memleket istiyorum.
6. Muhalefetlerin laf değil, iş ürettiği bir memleket istiyorum.
7. Vatandaşların memleketine sadece seçimlerde ve savaşlarda sahip çıkmadığı, her zaman "Vatan" inancı taşıdığı bir memleket istiyorum.
8. Kul hakkı yemeyen, yiyenlere göz yummayan/ortak olmayan/ses çıkaran/ses çıkaranları takdir eden insanların yaşadığı bir memleket istiyorum.
9. Mahkemelerde, TSK'da, Emniyette, Hükumette ve dahi en küçük kurumunda Adaletin tecelli ettiği, insanların fikirdaşlarına/dindaşlarına/hemşehrilerine/arkadaşlarına iltimas geçmediği, kendilerinden farklı düşünenleri kurumlardan ihraç etmedikleri bir memleket istiyorum.
Çok şey mi istiyorum? Evet
Karamsar mıyım? Çok
"Her zaman umut vardır." / Yüzüklerin Efendisi
16 Şubat 2014 Pazar
31 Ocak 2014 Cuma
Sözü uzatmadan...
"Her gün, ilham gelsin veya gelmesin yirmi satir yaziniz." demiş Stendhal, bloğuma yazamasam da defterime (Defter de değil aslında nereden geldiğini bilmediğim ama bir şekilde elime ulaşmış, kalemimin fedaisi olmuş o güzel, vefakar, deri kaplı Terra İlaç San. Tic. A.Ş.'nin ajandası, kesin Süleyman getirmiştir :)) karalıyorum ara ara. Bazen güzel şeyler çıkıp ilhamın kendisi de olabiliyor yazılanlar, bazen de cümle mezarlığında yatan merhumların arasına katılıyorlar. "Sözü uzatmadan" demek de istemiyorum yazdıklarıma geçmeden, çünkü ne zaman biri sözü uzatmamaya kalksa söz uzar gider. Buyurun efendim;
Sensizliğin duru halidir kar
Adımlarım hep küçüktür seni düşlerken
Ayaklarım huzursuzca kayar
Ve aklımdasındır düşerken yere
Ellerim tutunmaya seni arar
FC - 2013
Üst üste konulmuş kağıtlar gibiyiz
Bunca zaman mürekkebin
Akmasını beklemiş gibiyiz
FC - 2013
En sevdiğim şarkıda kırılır sesim
Parmaklarımın ucunda söner sigaram
Yalnızlık en mahrem yeridir sessizliğin
Başlar konuşmaya, gözlerini hatırlatarak
FC - 2014
8 Aralık 2013 Pazar
Şehr-i Sükun
İki sokağın buluşması gibi bir köşe başında
Yağmurun damla damla düşmesi gibi toprağa
Kavuşsun ellerimiz ve dudaklarımız
Değsin birbirine yavaş yavaş
İki denizin buluşması gibi bir şehrin yalnızlığında
7 Ekim 2013 Pazartesi
Eller
Bir an gelir soğuk işlemez tene, kış bastırır, ayaz keser, ellerim direnir rüzgara...
Bir el, tutar bütün korkularımı, atıverir rüyalarımdan; bir el, sıcak mı sıcak; bir el, çocukluk masallarımdan fırlamış gibi; bir el, sımsıkı tutuverir ellerimi.
Bir mahkum, adı okunduğunda nasıl koşarsa özgürlüğe; bir kuş, kafesin kapağı açıldığında nasıl çırparsa kanatlarını; toprak, susuzluktan kırılırken nasıl içerse yağan yağmuru; bir çiçek, yüzünü nasıl dönerse güneşi görür görmez... öyle uzatırım ellerimi... ellerine...
Gece gibi sarıverir, gündüz gibi aydınlatır, söz yetmez de şiirlere sığını verir, gözden dolar gönülden taşar, yazmaya kalksan dimağa ağır gelir, mihrabıdır dilin, sükutudur kalemin; nefesim öyle derin tutulur değdiği anda, geçmiş ile geleceğin ortasında, titrek bir mum gibi çaresiz, bırakıverir kendini ellerim, ellerinin semahında.
Hep bir dokunuş ile başlardı sevmek, anne çocuğuna ilk dokunduğunda doğururdu sevgisini ve Tanrı secdede dokunurdu kullarına.
Ellerim ellerine değdiği an, secde etmişiz inandığımız Tanrı'ya.
Bir el, tutar bütün korkularımı, atıverir rüyalarımdan; bir el, sıcak mı sıcak; bir el, çocukluk masallarımdan fırlamış gibi; bir el, sımsıkı tutuverir ellerimi.
Bir mahkum, adı okunduğunda nasıl koşarsa özgürlüğe; bir kuş, kafesin kapağı açıldığında nasıl çırparsa kanatlarını; toprak, susuzluktan kırılırken nasıl içerse yağan yağmuru; bir çiçek, yüzünü nasıl dönerse güneşi görür görmez... öyle uzatırım ellerimi... ellerine...
Gece gibi sarıverir, gündüz gibi aydınlatır, söz yetmez de şiirlere sığını verir, gözden dolar gönülden taşar, yazmaya kalksan dimağa ağır gelir, mihrabıdır dilin, sükutudur kalemin; nefesim öyle derin tutulur değdiği anda, geçmiş ile geleceğin ortasında, titrek bir mum gibi çaresiz, bırakıverir kendini ellerim, ellerinin semahında.
Hep bir dokunuş ile başlardı sevmek, anne çocuğuna ilk dokunduğunda doğururdu sevgisini ve Tanrı secdede dokunurdu kullarına.
Ellerim ellerine değdiği an, secde etmişiz inandığımız Tanrı'ya.
25 Ağustos 2013 Pazar
Sihirli değnek
Çok şey yazdım aşka dair, defter defter üstüne tükettim. Bir kalem, bir kalemtraşla başlardı hep yazmak özlemi, kalem tükendikçe tükenirdi bütün hevesler, kalemtraş tükettikçe artardı aşığın heyecanı, ben de önce kalemtraş olup tükettim zahiri hevesimi, geriye heyecanı kaldı bir tek, özü.
Çok kelimeli cümlelerin kalabalığı ezdi geçti aşkın şiirselliğini, bazen sessizlikti oysa sevmek ve bazen bir dokunuştan ibaretti kitaplar dolusu anlatının karşılığı. Anlatmak isterken sevgimizi, anlatamamanın gayreti içindeydik çoğu zaman.
İnsanoğlu hayal kurmayı severdi, nefsin yaratmaya meyliydi çünkü ama olduramazdık "göz" kelimesinden bir çift gözü.
Ki aşk dediğin, Yaratıcının sihirli değneğiydi. Ansızın gelip dokunup gözlerini ayıramadığın bir çift göz getirirdi.
Çok kelimeli cümlelerin kalabalığı ezdi geçti aşkın şiirselliğini, bazen sessizlikti oysa sevmek ve bazen bir dokunuştan ibaretti kitaplar dolusu anlatının karşılığı. Anlatmak isterken sevgimizi, anlatamamanın gayreti içindeydik çoğu zaman.
İnsanoğlu hayal kurmayı severdi, nefsin yaratmaya meyliydi çünkü ama olduramazdık "göz" kelimesinden bir çift gözü.
Ki aşk dediğin, Yaratıcının sihirli değneğiydi. Ansızın gelip dokunup gözlerini ayıramadığın bir çift göz getirirdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

