16 Haziran 2010 Çarşamba
Seni yerlerde göklerde bulamazlarken, bende gizli olduğunu sezenler olmuş
İllaki birisi vardır derinlerinde, hüznünün kaynağı, pişmansan pişman olmana sebep, mutluysan mutluluğun sembolü, her zaman birisi vardır, en azından "O" hayaline sahipsindir, bir gün gözlerini diktiğin kapıdan adımını içeri atacak biri.
Sevgiyi ilan edercesine yan yana, diz dize, göz göze olamaz bir takım hüzün bağımlıları, öyle öğrenmiştir çünkü büyük aşklar kolay olmayanlardır diye, bir anda olup bitiyorsa bir terslik vardır çünkü, sınavda kolay soruları gören öğrencinin "kesin bir pislik var" deyip aynı sonucu defalarca bulması gibi. Aşk'ı gözünde büyütür, ulaşılamaz yapar, uzanamayacağı yere koyar ve nihayetinde ulaşamaz, aşkın hüznüne alıştırır, kendini kedere bağımlı yapar aşkın eşik değerini artırırken. Saklı tutar sevgilinin ismini, cismini, kimse ona aşık olduğunu bilmesin ister ama herkes aşık olduğunu bilsin ister.
Türkü ve içli şarkıların alayında böyledir. Her şey "O"na yazılır, söylenir ama onun bir ismi yoktur. Söyleyen aşık olduğunu bas bas bağırır ama sevgili gizlidir. Belki buna korkaklık diyebiliriz, kendini ya da aşkını sevgiliye ifade edememe korkusunun dile vurması olabilir. Belki öyledir, belki değildir. Ama bu tür şarkıların ve şiirlerin yeri başkadır benim için.
seni yerlerde göklerde bulamazlarken...
bende gizli olduğunu sezenler olmuş...
dumlu dumluymuşsun yüreğimde..
kımıl kımılmışsın bileklerimde...
domur domur ter ışıl ışıl fer
ellerimde gözbebeğimde..
aramızda dağlar yollar yıllar var iken...
beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş...
sargın yaprakmışım dallarına
yangın toprakmışım yağmurlarına...
türkü olmuşsun... umudummuşsun
sevdama yarınlarıma...
14 Haziran 2010 Pazartesi
Zannetme ki pişmanlık mutluluk kadar ırak
git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit
günahıma girmeden katilim olmadan git
git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle
beni kahkahaların sustuğu yerde bekle
git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar
git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar
madem ki benli hayat sana kafes kadar dar
uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar
hadi git benden sana dilediğince izin
öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin
kahrımın nedenini söylesem irkilirler
çünkü herkes beni Kays seni Leyla bilirler
sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın
oysa ki hep yedekte hep elde var saymıştın
hadi git ne bir adres ne bir hatıra bırak
zannetme ki pişmanlık mutluluk kadar ırak
sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez
sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez
her darbene tahammül edecektir bedenim
gururum mani olur perişanıma benim
yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine
henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka
sana gül bahçesini kim açar benden başka
hercai arılara meyhanedir çiçekler
kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler ?
madem aşk tablosunun takdirinden acizsin
git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin
ne vedaya gerek var nede mektuba hacet
git de Allah aşkına bir selama muhtac et
güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan
fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan
kopsun nerden inceyse artık bu bağ bu düğüm
her gece daha berbat daha vahim gördüğüm
korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum
sırf sana üzülüyor sırf sana acıyorum..!
git iş işten geçmeden çok geç olmadan vakit
günahıma girmeden katilim olmadan git...
hadi git..............
- Cemal Safi -
16 Mayıs 2010 Pazar
Aşk dediğin öyle bir şeydir ki
Aşk dediğin öyle bir şeydir ki
kimi tek gülüşle abad olur
Pervane gibi ateşe gider kimi
yar yolunda bitap düşer, harap olur
Kimse bilmez aslında aşk nedir, neye benzer?
Bir zaman gelir, yar yüzünde ayan olur.
Rab yazar, kul sezer, kul anlar
idrakında yar kucağı mabed olur
Mabedinden yoksun dua, yoksul dil
söz söyleyecek olsa yalan olur
Aşk dillendirir, aşık suküt eder
sinede beslenen hep olgun olur
Sevda tez tüketilmez bilesin
yoksa gönlün sonu viran olur
Aşk kayıp değildir, bulduğunu sanma
senin olmayan bir an gider, hüsran olur
O sana geldi mi de sakla mahreminde
El değer, dil kırar, hazan olur
Her derdin bir dermanı var ise
bu gönlün yarası o dilrüba olur
bir nazarında gizlidir bütün alem
Eriştim mi bir kez, ruh ram olur
Kalp meyletmez başka bahara
ederse akan kanı ziyan olur
Fatih Çelik / 16.05.2010 / İstanbul
kimi tek gülüşle abad olur
Pervane gibi ateşe gider kimi
yar yolunda bitap düşer, harap olur
Kimse bilmez aslında aşk nedir, neye benzer?
Bir zaman gelir, yar yüzünde ayan olur.
Rab yazar, kul sezer, kul anlar
idrakında yar kucağı mabed olur
Mabedinden yoksun dua, yoksul dil
söz söyleyecek olsa yalan olur
Aşk dillendirir, aşık suküt eder
sinede beslenen hep olgun olur
Sevda tez tüketilmez bilesin
yoksa gönlün sonu viran olur
Aşk kayıp değildir, bulduğunu sanma
senin olmayan bir an gider, hüsran olur
O sana geldi mi de sakla mahreminde
El değer, dil kırar, hazan olur
Her derdin bir dermanı var ise
bu gönlün yarası o dilrüba olur
bir nazarında gizlidir bütün alem
Eriştim mi bir kez, ruh ram olur
Kalp meyletmez başka bahara
ederse akan kanı ziyan olur
Fatih Çelik / 16.05.2010 / İstanbul
3 Mayıs 2010 Pazartesi
Kariyer, özgürlük, uçmak ve düşmek / Up in the Air
Yorgun argın eve kendini zor attığın zamanlar olur ya sevgili okuyucu, bu akşam benim için öyleydi işte. Gün boyu zihnin tükettiği bedenimi bilgisayar karşısına, düşüncelerden usanmış halde bıraktığımda yapmak istediğim tek şey film izlemekti. Film izlemenin insanı aptallaştırması, daha doğrusu beynin işlevini minimuma indirmesi ihtiyacıydı böyle olmamın nedeni. Baktımki izlenmeyi bekleyenler listesinde adını çok kez duyduğum Up in the Air var, bıraktım kendimi sinemanın dayanılmaz çekiciliğine.
Bu film kimlere hitap eder? Eğer bir devlet dairesinde çalışıyorsanız ya da masa başı bir işiniz varsa, olabildiği kadar stabil bir hayat sürüyor, ev, araba planları yapıyorsanız, yeni mobilyalar, mutfak, cicili bicili yeni dekorasyon malzemeleri arıyorsanız, evliliği, çoluğa çocuğa karışmayı çok yakın görüyorsanız, üzgünüm, bu film sizin için değil. Zevk almayacağınız için değil, yeteri kadar üzülemeyeceğiniz için.
Ryan (George Clooney) insanları kovmak için şehir şehir dolaşan bir nevi İnsan Kaynakları uzmanıdır [gerçi tanım olarak tam tersi oluyor] ve hayatından bir kesiti bizimle paylaşıyor. Filmin üzmek, "bak benim hayatım böyle, sen sakın yapma" demek, mesaj vermek gibi bir derdi yok. Sonu ile zaten böyle bir amacı olmadığını da gösteriyor ama ister istemez üzülüyorsunuz naifçe.
Ryan, bir taraftan da boş bir sırt çantası ile sunumlar yapıyor. Özgür olmanın sırtımızda taşıdığımız yük ile ters orantılı olduğunu anlatıyor. Ne kadar çok yük taşırsak o kadar özgürlüğümüzden feragat ettiğimizi söylüyor. Tabi burada yükten kasıt evimiz, arabamız, borçlarımız, arkadaşlarımız, sevdiğimiz insanlar, vs... olduğunu söylüyor. Film boyunca görüyoruzki Ryan bir kuş kadar özgür(!), hiç bir yere bağı yok, ama bu derece özgürlük mutluluk getirir mi? Film soruyor ama cevap...izleyici de bitiyor.
Filmin hoşuma giden kısımları daha çok günümüz gençlikten olgunluğa geçenlerin (25 - 35 yaş diyelim biz ona :) ) düşüncelerine, özellikle bol seyahat edenlere, henüz bir şeye ya da bir yere bağlanamamış olanlara, yerleşik hayal kuramayanlara tercüman olması, ortalama üstü bir hayat sürüp, sürdüğü hayatı tanımlayamamış olanlara tercüman olması. Daha doğrusu onların sorularını elinden geldiğince sormaya çalışıyor.
İzlemesi keyifli ve yukarıda bahsettiğim kişilerin daha çok hoşuna gidebilecek bir film. İzlemek isterseniz, iyi eğlenceler.
http://www.filmarasi.com/Movie.aspx?ID=565321
Bu film kimlere hitap eder? Eğer bir devlet dairesinde çalışıyorsanız ya da masa başı bir işiniz varsa, olabildiği kadar stabil bir hayat sürüyor, ev, araba planları yapıyorsanız, yeni mobilyalar, mutfak, cicili bicili yeni dekorasyon malzemeleri arıyorsanız, evliliği, çoluğa çocuğa karışmayı çok yakın görüyorsanız, üzgünüm, bu film sizin için değil. Zevk almayacağınız için değil, yeteri kadar üzülemeyeceğiniz için.
Ryan (George Clooney) insanları kovmak için şehir şehir dolaşan bir nevi İnsan Kaynakları uzmanıdır [gerçi tanım olarak tam tersi oluyor] ve hayatından bir kesiti bizimle paylaşıyor. Filmin üzmek, "bak benim hayatım böyle, sen sakın yapma" demek, mesaj vermek gibi bir derdi yok. Sonu ile zaten böyle bir amacı olmadığını da gösteriyor ama ister istemez üzülüyorsunuz naifçe.
Ryan, bir taraftan da boş bir sırt çantası ile sunumlar yapıyor. Özgür olmanın sırtımızda taşıdığımız yük ile ters orantılı olduğunu anlatıyor. Ne kadar çok yük taşırsak o kadar özgürlüğümüzden feragat ettiğimizi söylüyor. Tabi burada yükten kasıt evimiz, arabamız, borçlarımız, arkadaşlarımız, sevdiğimiz insanlar, vs... olduğunu söylüyor. Film boyunca görüyoruzki Ryan bir kuş kadar özgür(!), hiç bir yere bağı yok, ama bu derece özgürlük mutluluk getirir mi? Film soruyor ama cevap...izleyici de bitiyor.
Filmin hoşuma giden kısımları daha çok günümüz gençlikten olgunluğa geçenlerin (25 - 35 yaş diyelim biz ona :) ) düşüncelerine, özellikle bol seyahat edenlere, henüz bir şeye ya da bir yere bağlanamamış olanlara, yerleşik hayal kuramayanlara tercüman olması, ortalama üstü bir hayat sürüp, sürdüğü hayatı tanımlayamamış olanlara tercüman olması. Daha doğrusu onların sorularını elinden geldiğince sormaya çalışıyor.
İzlemesi keyifli ve yukarıda bahsettiğim kişilerin daha çok hoşuna gidebilecek bir film. İzlemek isterseniz, iyi eğlenceler.
http://www.filmarasi.com/Movie.aspx?ID=565321
2 Mayıs 2010 Pazar
90'lar gibisi var mı?
Akşam akşam elmailearmut.com'da 90'ların şarkılarının karşılaştırıldığını görüp mutlu oldum, hem de ne mutluluk saatlerce neynanına, yekke yekke mua deyip kendimden geçtim. buyurun siz de geçin, geçmişin tadını çıkarın
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)