23 Haziran 2009 Salı

Uçurum

Ne bir iz kaldı senden
ne de bir ses.
İspat edemem varlığını önce kendime,
Yok da diyememki meçhule kızar gibi.
Sadece inanmak kalır geriye.
Tanrıya inanmak gibi, cennete, cehenneme.

Susmak hiç bir şeye çare değil.
Gözleri dağlamak kör etmiyor insanı.
Saklanmak, gizlenmek de değilmiş öğrendim.
Kar etmiyormuş sevmek,
denizin, balığı sevmemesi gibi.

İnanmak,
gözün gördüğünü, kulağın duyduğunu
İnandığın şeye yormak mıdır?
Yoksa bütün gerçekleri yok sayıp
bir düşe bağlanmak mıdır?
Ya da haklı olduğunu göstermek için
uğrunda savaşmak mıdır?

Sevmek ilahi bir kudretin verdiği hak idi.
Sevilmek hiç bir kudretin müdahil olmadığı mükafat idi.
İnanç ise bir köprü bu ikisi arasında.
Sessizliğin uçurum o köprünün altında.

22 Haziran 2009 Pazartesi

Hayat anlamsız mı?

Sesimi yutacak bir uçurum ararım bazen. Kusar gibi, kendimden geçmiş gibi, var gücümle bağırmak isterim. Her bir kelimenin düşerken çıkardığı sesi duymak isterim, bir merminin kulağı sıyırıp geçerken çıkardığı gibi. Küçük günahlarımdan devasa bir cehennem yaratırım kendime, Tanrıdan korkarım bir taraftan, yaratmak kelimesinden de.

Bir sebep ararım hayatın ucunu bağlamak için, bir taraflara tutturup sağlamlaştırmak için. Bilmem hayatın ne kadar sağlam olduğunu, bilmem ömrün ne kadar kırılgan olduğunu. Tesadüflere yoramam yaşanan onca şeyi. Yorulurum evirip çevirdikçe.

Her şey kötü görünür gözüme, saçımda parlayan beyazlar yaşlandığımı müjdeler, her sabah uyandığımda dünya daha bir değersiz görünür gözüme. İnsan kendi için yaşadıkça yaşamanın gereksizliğini anlıyor ya belki de başka başka insanlara adamalı kendini aldatılacağını bile bile.

Bilmem ama işin sırrı belki daha iyide değil, daha kötüde. Daha güzele, daha uzuna, daha yakışıklıya, daha moderne bakmakta değil yaşamın değerini anlamak, çünkü sonu yok, çünkü insanın sonu var. Kendinden kötüleri gördükçe kendi mutsuzluğunun anlamsızlığını anlamakta, katıldığı cenazelerde yaşamanın, soluk almanın güzelliğini anlamakta yatıyor sanırım hayatın anlamı.

Sesimi yutacak bir uçurum ararım bazen, çünkü anlamsızdır yakınmalarım. Ben ne yiyeceğime karar verememişken, kebap ile "fast food" arasında gidip gelirken, yandaki meyve sebze halinin çöplüğünden "rızık" çıkarmaya çalışan insanları gördükçe ahmaklığımı anlarım. Utanmak kelimesinin en az açlık kadar öldürücü olduğunu benden daha iyi bilen insanları gördükçe...

Bir filmde geçen cümleler gelir aklıma: Ernest Hemingway bir keresinde "dünya güzel bir yerdir ve yaşamaya değer" demişti, ben ikincisine katılıyorum.

Hayat ne kadar anlamsız görünse de anlamlı olmak zorunda bir yerde. Eğer öyle hissetmiyorsak sanırım varmadık o yere ya da geçtik ve farketmedik. Daha kötü durumdaki insanlara bakmalı, acılarını paylaşarak acılarımızı azaltmalıyız belki de. Medeniyetin yarattığı modern ama amaçsız tekil bireylerinden vazgeçip, ilkel çağların samimiyetine sarılmalıyız belki de.

Sizce?

20 Haziran 2009 Cumartesi

Akşam olsa da yatsam

Bugün Cumartesi, yapacak çok fazla işim var ama aylaklık ediyorum sabahtan beridir. Friendfeed'den başlıyorum tura o blog senin bu blog benim okuyorum. Bu gezintiler esnasında fery'nin blogunda bir parçaya rastladım, Gökhan Türkmenin "Büyük İnsan" klibine. Çok hoşuma gitti, öteden beridir farkına varıyordum aslında, ben hikayesi olan, bir şeyler anlatan şarkıları daha çok seviyorum. Dinlemeyenler için gelsin:



Bekir Coşkun'a uğradım daha sonra. Diyorduki:

Kadınlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde ’yetim-öksüz’ kalan çok olur.

Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...

Çekmecenin dibinde artık kimsesizdir eski tarak.

Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.

Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.

Sık sık boynunu büker ’sarıkız’.

Teki kalmış o eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.

Balkon artık sessizdir.

Koridor kimsesiz.

Bir kadın gittiğinde...

Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...

Bir anne gider...

Bir dost...

Bir arkadaş...

Bir sevgili...

Ne çok kişi yok olur aslında, bir kadın gittiğinde..

...Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.

Kapı eşiğindeki ’Dikkat et...’ler duyulmaz, annesi gitmiştir ’geç kalma...’nın.

Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.

Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok ’yetim’ bırakmıştır arkasında...


Tadım çekirdek aldım 1 liralıklardan var ya ondan işte. Çıt çıt çıt geziyorum blogları. Bir taraftan da eski zamanlar geldi aklıma. Turkcell'e RSS ile ilgili bir proje götürmeyi düşünmüştük bundan 3-4 yıl önce, blogun ne demek olduğunu da o zaman öğrenmiştim. Ama tabi yaygın değildi, hatta örnekler azdı (En azından Türkiye'de) şimdi ne kadar çok kullanan var. Ne kadar çok eli kalem tutan, sözcükleri kullanmasını bilen, yetenekli arkadaşlar varmış. Keyifle takip ediyorum kendilerini.

Daha blog turum bitmediği için gün içerisinde bu yazıya ek yaparım herhalde :)
Dışarısı ne güzel oysa yaaa... ama arkadaşların hep işi var ben de güneşin alnında tek başıma dolaşmak istemiyorum. Biraz daha sıkılırsam gidip sahilde çay içeyim bari ya da sinemaya gideyim. Öyle işte sayın okuyucu, güzel bir günde evde tıkılıp kaldık. Akşam olsa da yatsam :)

18 Haziran 2009 Perşembe

En az 2 kişilik

Yapılan her davranış en az iki kişiliktir. En az iki kişi sonuçlarına katlanır, bu da her bir davranışın en az iki perspektif açısından görülmesi demektir. "Benim kararım, kimse karışamaz, sonuçlarına katlanırım" demek bencillikten ileri gitmez. Kimi zaman bencil olmak gerekebilir ama bunu yaşam tarzı, alışkanlığı olarak ortaya koymak sakıncalıdır.

Elbette bütün kararlar herkese mutluluk getirmez. Ama mutsuzluğun derece, boyut ve süresi de önemlidir. Bırakacağı izin derinliği önemlidir. Eğerki alacağınız karar sizde az, başkasında çok yaralar açıyorsa, belki de yapmamak en doğru olandır.

Kararlarınızı alırken değer verdiğiniz insanları göz ardı etmeyin. Çünkü onların mutsuzluğu sizlere hiç bir zaman mutluluk getirmez.

Kararlarınızı verirken mümkün olduğu kadar başkalarının gözüyle de kararınızın doğruluğuna yanlışlığına bakın. Bazen bulunduğunuz şartlar çok yanlış şeyleri çok doğruymuş gibi görmenize neden olur. Önemli kararları eğerki bir başkasının gözüyle değerlendiremiyorsanız en azından güvendiğiniz bir kişiyle konuşarak değerlendirin. Çünkü yapılan davranışın telafisi olmayabiliyor.


17 Haziran 2009 Çarşamba

Karar almak & vermek

http://www.facebook.com/video/video.php?v=76543633774&ref=nf

Ne kadar çok seçim yapmak zorundayız. Eve hangi yoldan gitmeliyim? Yemeğe kaçta çıkmalıyım? Üzerine çay içmeli miyim? Ne yemeliyim? Arasam mı? Beklesem mi? Yatsam mı? Kalksam mı? Hangi filmi izlesem? Hangi müziği dinlesem? Akşam arkadaşa mı gitsem? Hangi gömleği giysem? Yürürken kolumu sallasam mı? vs...

İnsan olmak zor be! Bir bakıma karar almak düşünmek demek. Düşünmek de yorucu bir aktivite olduğuna göre çok yorulan insanlar çok karar alanlardır çıkarımını yapmak yanlış olmaz herhalde.

Bazı kararları almak zordur, hatta akıl olarak çok zorlanır, düşünür taşınır bir yere varamayız. "Ne olacaksa olsun"a geliriz en nihayetinde. Çünkü o kararları almaya çalışmak müneccimlik yapmaya benzer. Yanlış film seçiminde 2 saatiniz heba olabilir ama yanlış kişiyle evlendiğinizde bir ömür telafisi olmayacak şekilde berbat olabilir. Ya da tam tersi. Ama işin zor kısmı bunu evlenmeden bilemiyor olmak.

Evlenmek dedim ama mevzu mühim o açıdan yani. İnsanın hayatında aldığı en önemli kararlardan biri. Diğeri de meslek seçimi. Gerçi bakarsak kim çalıştığı mesleği mantıklı bir karara vararak seçtiki! Bir sınav sonucunda yerleştik bize "en uygun" mesleklere. Belki de evlilikte de böyle bir şey olmalı :) Ne bileyim evlendirme daireleri bu sene x kişi evlenecek deyip sınav yapmalı aynı yüzdelik dilime düşen kadın ve erkekler birbiriyle evlenmeli. Ohhh! Dert yok tasa yok. Bir şey oldu mu at boku devlete.

- Böyle sistem mi olur kardeşim insanın hayatına 3 saatte yön veriyorlar.