17 Haziran 2013 Pazartesi

Nasıl?

Aşkı anlatmak zordur, hele ki gözlerinin içine bakan bir çift göz varsa. Heyecana kapılır insan, anlatamamanın telaşı kaplar, anlaşılamamanın. Aşkın bir tanımı yoktur ama hissedilenler kelimelere döküldüğünde en azından Sevilenin marifeti, güzelliği, sevdası Seveni şekillendirir. "Seni seviyorum" dediğinde "Ben de" denmez zira, bir fikre katılmak değildir sorunun özü. "Nasıl seviyorsun?" denmeli "Ben de" diyene.

Mesela ben,

öyle seviyorum ki, memleketim oluyor saçları; ellerim, tepelerinde oynaşan çocuklar gibi neşeleniyor, dalga dalga; kokluyorum sonra, tel tel, meye müptela sarhoş gibi, bitmesin istiyorum, ayıldıkça; geceye ilham veren rengini çekiyorum içime, simsiyah bir aydınlık yayılıyor ruhuma, sorgusuz sualsiz dolduruyorum gecelerin kadehini.

öyle seviyorum ki, merhemim oluyor parmakları, bunca zaman geçmişken O'nsuz, dokundukça sanki geçmişi yeniden yaratıyor, hatıralarımda bir el buluyorum, bembeyaz, bir melek gibi iniyor düşlerimden, ellerimde yer buluyor ilahi saadeti, Tanrı'dan bir armağan, bir muştu gibi can veriyor yokluğunda kuruyan tenime.

öyle seviyorum ki, içimde, dışımda, etrafımda ne kadar ses varsa susturuyor gözleri; ve sonsuz ve dipsiz ve O'ndan ve benden münezzeh, "Biz"i vaadediyor, "Biz"i anlatıyor, bir artı bire "Biz" diyor, bir ve tek. Bütün korkularımı siliyor, bütün tesadüfleri kadere, bütün bakışları Tanrı'ya yoruyor ve şükrün kıymetini bildiriyor. Aşkın canı, kanı oluyor göz bebekleri, denizin ortasında bir fener gibi yol gösteriyor gözlerime ve ne zaman ürkekçe kapatsam gözlerimi, korkuyorum kaybolmaktan. Öpüyorum kirpiklerini, güvenli bir limana yanaşıp demir atan gemiler gibi.

öyle seviyorum ki, yanımdayken, omzuma başını sessizce koyarken, son dileği sorulmuş bir idam mahkumunun ayağının altındaki tabure gibi korkuyorum hareket etmekten, bir rüyadan uyanmaktan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder