7 Kasım 2010 Pazar

Elde var üç / New York'ta 5 Minare

Mahsun Kırmızıgül'ün senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı 3. filmi New York'ta 5 Minare vizyona girdi. İlk iki filmi hoşuma giden ve takdirimi kazanan Kırmızıgül'ün son filmini kaçıramazdım ve fırsat bulur bulmaz da koşarak [mecazen] gidip izledim.

Sanırım Amerikan tarzı ilk aksiyon filmimiz bu olsa gerek. Aksiyon sahneleri, Türk polisinin baskın yaptığı sahneler, silahlı çatışmalar, tüfek tuttulması, ucunda fener ve lazerlerin olması, tüfeğin ucundan çıkan ateşin püskürmesi, kurşunların hedeflerde bıraktığı izler, insanların ölüşleri/düşüşleri gibi detay ama gerçekliği sağlayan şeylerin yerli yerinde olması izlerken inanılmaz bir keyif verdi ve Türk sineması adına da umut vadetti. Kurtlar Vadisinde yaşanan öldürme sahnelerinde insanların tansiyonu düşmüşte dinlenecek yer arar gibi düşüşleri/ölüşlerinden, Polat Alemdar'ın bodoslama 14'lüsünü havaya sıkıp yerdekini vurmasından sonra yaraya merhem gibi geldi.

Açılış bu yönlerden oldukça doyurucu ve güzeldi. Ancak Mahsun'un çektiği tüm filmlerde yapmaya çalıştığı mesaj verme kaygısı ile film hiç gitmemesi gereken yollara saptı ve izlenebilirliği gitgide zorlaştı, alakasızlaştı, komikleşti ve hatta bir kısım izleyicilerin dram sahnelerinde kahkaha ile gülmelerine neden oldu. Bunun en temel nedeni olayların birbirini tetiklemesi gereken bir ortamda sahnelerin bağımsızlığını ilan etmesidir zannımca, filmden çıkarılsa hiç bir etki etmeyecek sahnelerin varlığı kafaları boştan yere karıştırdı. Senaryodaki devamlılık en büyük problemdi. Filmi izlenebilirlikten uzaklaştırdı. Filmin sonunu söylemeyeceğim elbette ama izledikten sonra farkedeceksiniz ki çok zorlama bir senaryo yazılmış, asıl olan olay nasıl oldu da taaa Amerikalara, FBI'a kadar gitti diyeceksiniz. Dedim ya mesaj verme kaygısı bazen bu tür şeylere yol açabiliyor.

Oyunculuklarda Haluk Bilginer en iyisiydi. Diğerleri hep ortalama civarı oynamıştı yani öyle vaav diyeceğim bir oyunculuk göremedim. Ancak bunun en büyük nedeni kötü ya da isteksiz olmalarından kaynaklanmıyor. Ki film adına en büyük korkum yabancı oyuncuların [diğer Türk filmlerinden alışkanlıkları] baştan savma iş çıkarmaları idi, çok şükür öyle bir şeyle karşılaşmadım. Oyunculara oynayabilecekleri derinliği ya da bir kimliği olan karakterler çizilmemişti ve ellerinden geleni yaptıkları halde, oyuncudan ziyade kukla gibi durmuşlar. Bunu en çok şuna benzettim, hazırlık sınıflarında İngilizce öğretmenleri hep konuşmamız esnasında Türkçe düşünüp konuşurken  İngilizceye çevirmeyin derlerdi, nedeni ise doğru düzgün cümleler kuramamaktı tabi ki. Senaryoda böyle bir hava vardı sanki. Yabancı oyuncuların replikleri Türkçe düşünülürken hemencecik İngilizceye yalan yanlış çevrilmiş gibiydi. İngilizce konuşmalar orjinal dilinde Amerikan filmleri izleyenleri oldukça hayal kırıklığına uğrattı.

Konuşmalar gerçek hayattan kopuk, eski Türk filmlerindeki anlamsız replikleri anımsattı. Çoğu boşmuş gibi geldi. Olaylar sözcükleri besleyemedi, sözcükler olayları tamamlayamadı gibi bir durum vardı. Bir de FBI Ajanlarına ders verdiğimiz sahneler vardı ki otur ağla o derece yani. Ki bir yerde de adamlar resmen "abi bir eşşeklik ettik, afedersin" noktasına geldiler.

Kırmızıgül'ün yönetmenliğini destekliyorum ama senaryo konusunda daha profesyonel olunması gerektiği kanaatindeyim. Mesaj vermek için film çekmek yerine, film çekip içerisine mesajlarını yedirmeye çalışsa çok daha iyi olacaktır.

Film zorlayıcı, kabul ediyorum. Ancak bu bünye ne kötü filmler gördü, onların yanında bu bir başyapıt kalıyor. Kaldı ki memlekette Recep İvedik gibi felaketler yaşanırken, senaryosu kötüydü, oyunculuklar kakaydı diye bir çırpıda silip atmak da hoş olmaz bence. Mahsun Kırmızıgül çektiği her filmle tecrübe ediniyor, ileride daha iyi işler yapacağına canı gönülden inanıyorum.

Türk sinemasında takdir görmek için sessizliği, uzun boş bakışları, dağı tepeyi seyretmeyi kullanmak lazım potasını kırmak gerekiyor. Diğer tarafta da kalitesiz, masrafsız, felsefesiz komedi filmleri furyasına da bir dur demek icap ediyor. Kırmızıgül'ün bence omuzlarındaki en büyük yük budur. Bu tür filmlere alternatif olacak yerli ve kaliteli içerik sunuyor kendisi, kötü yorumlardan ders alması, yılmaması gerekiyor. Ben her filmine gitmeyi kendime görev edindim. Bir sonraki filmini de heyecanla bekliyorum.

http://www.filmarasi.com/Movie.aspx?ID=565326

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder